(Tebâreke) Mülk Suresi Arapça Okunuşu ve Türkçe Anlamı



بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

Mülk Suresi’nin Türkçe Anlamı:

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
  2. O, büyük bir kudretle, egemenlik sahibidir ve her şeye güç yetirendir.
  3. O, ölümü ve hayatı yarattı ki, sizi imtihan etsin; hanginizin daha güzel iş yapacağını görmek içindir. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

Okunuşu .

Bismillâhirrahmânirrahîm

Tebârekellezî bi yedihil mülk* ve hüve alâ külli şey’in kadîr (1)
Ellezî halekal mevte vel hayâte li yeblüveküm eyyüküm ahseni amelâ* ve hüvel aziyzül ğafûr (2)
Ellezî haleka seb’a semâvâtin tıbâkâ* mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvüt* ferciıl besara hel terâ min fütûr (3)
Sümmerciıl besara kerrateyni yenkalib ileykel besaru hâsiev ve hüve hasiyr (4)
Ve lekad zeyyennes semâed dünyâ bi mesâbiyha ve cealnâhâ rucûmel liş şeyâtıyni ve a’tednâ lehüm azâbes seıyr (5)
Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbü cehennem* ve bi’sel masıyr (6)
İzâ ülkü fîhâ semiû lehâ şehiykav ve hiye tefûr (7)
Tekâdü temevvezü minel ğayz* küllemâ ülkıye fîhâ fevcün se-elehüm hazenetühâ elem ye’tiküm nezîr (8)
Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelellâhü minşey’* in entüm illâ fî dalâlin kebîr (9)
Ve kâlû lev künnâ nesmeu ev na’kılü mâ künnâ fî ashâbis seıyr (10)
Fa’terafû bi zembihim* fe sühkal li ashâbis seıyr (11)
İnnellezîne yahşevne rabbehüm bil ğaybi Iehüm mağfiratüv ve ecrun kebîr (12)
Ve esirrû kavleküm evicherû bih* innehû aliymüm bi zâtis sudûr (13)
Elâ ya’lemü men halak* ve hüvel latıyfül habîr (14)
Hüvellezî ceale Iekümül erda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve külû mir rizkıh* ve ileyhin nüşûr (15)
E emintüm men fissemâi ey yahsife bikümül erda feizâ hiye temûr (16)
Em emintüm men fis semâi ey yursile aleyküm hâsıbâ* fe se ta’lemûne keyfe nezîr (17)
Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr (18)
Evelem yerav ilat tayri fevkahüm sâffâtiv ve yakbıdn* mâ yümsikü hünne iller rahmân* innehû bi külli şey’im basıyr (19)
Emmen hâzellezî hüve cündül leküm yensuruküm min dûnir rahmân* inil kâfirûne illâ fî ğurûr (20)
Emmen hâzellezî yerzükuküm in emseke rizkah* bel leccû fî utüvviv ve nüfûr (21)
Efemey yemşî mükibben alâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen alâ sırâtım müstekıym (22)
Kul hüvellezî enşe-eküm ve ceale Iekümüs sem’a vel ebsâra vel ef’ideh* kalîlem mâ teşkürûn (23)
Kul hüvellezî zeraeküm fil erdı ve ileyhi tuhşerûn (24)
Ve yekûlûne metâ hâzel va’dü in küntüm sâdikıyn (25)
Kul innemel ılmü ındellâh, ve innemâ ene neziyrum mübîn (26)
Felemmâ raevhü zülfeten siy’et vücûhüllezîne keferû ve kıyle hâzellezî küntüm bihî teddeûn (27)
Kul eraeytüm in ehlekeniyallâhü ve mem meıye ev rahımenâ fe mey yüciyrul kâfiriyne min azâbin eliym (28)
Kul hüver rahmânü âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ* fe se ta’lemûne men hüve fî dalâlim mübîn (29)
Kul e raeytüm in asbaha mâüküm ğavran fe mey ye’tîküm bi mâim meıyn (30)

MEALi

Rahman ve Rahiym Allah’ın adıyla.

1, 2- Mutlak hükümranlık (tasarrufunda) olan Allah, yüceler yücesidir. O’nun her şeye gücü yeter. O Allah ki, hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı varatmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayandır.
3- O ki, birbiri ile ahenkli yedi göğü yaratmıştır. Çok merhametli Allah’ın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
4- Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.
5- Andolsun ki biz, dünyaya en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
6- Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür.
7, 8- Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: “Size bu azap ile korkutan bir peygamber gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
9- Onlar şöyle cevap verirler: “Evet, doğrusu bize bu azap ile korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz onu yalanlamış ve: “Allah’ın bir şey gönderdiği yok, siz olsa olsa açık bir sapıklık içindesiniz.” demiştik.
10, 11- Ve: “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık!” diye ilave ederler. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık Allah’ın rahmetinden uzak olsun o alevli cehennemin mahkumları!
12- Fakat daha görmeden Rablerinin azabından korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma, hem de büyük mükâfat vardır.
13- Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun, bilin ki Allah kalplerde olanı bilmektedir.
14- Hiç yaratan (yarattığını) bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmekte ve her şeyden haberdardır.
15- Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yerin sırtlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.
16- Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
17- Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz? Öyleyse bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!
18- Andolsun ki onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı; ama benim intikamım nasıl olmuştur?
19- Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah’tan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görendir.
20- Yahut Rahman Allah’ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.
21- Allah, size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnmektedirler.
22- Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır?
23, 24- Ey Muhammed! De ki: “Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur. Ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.”
25- “Doğru söylüyorsanız söyleyin bakalım, bu tehdit hani ne zaman gerçekleşecek?” derler.
26- De ki: “O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
27- Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır. Onlara: “Sizin arayıp durduğunuz işte budur.” denir.
28- De ki: “Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder, isterse merhamet eder. Söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azaptan kim alıkoyabilir?”
29- De ki: “Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz Rahman Allah’tır. Kimin apaçık bir sapıklık üzerinde olduğunu yakında bileceksiniz.”
30- De ki: “Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?”

Hadi Puan Ver
[Total: 2 Average: 5]

Yorum yapın

Sponsor